
Hâzım Körmükçü, 1898 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Kabataş Lisesi’ndeki eğitiminin ardından memurluk yapsa da sanat aşkı ağır bastı ve ilk adımlarını operet sahnelerinde figüran olarak attı. 1915’te Darülbedayi’ye katılarak profesyonel tiyatro hayatına başladı. Ferah Tiyatrosu, Raşit Rıza Topluluğu ve Milli Sahne gibi topluluklarda deneyim kazandıktan sonra yeniden Darülbedayi’ye döndü. Yeteneği, onu sadece tiyatroda değil, sinemada da öne çıkardı. 1928’de “Ankara Postası” filmiyle beyazperdeye geçiş yapan Körmükçü, Türk sinemasının erken dönemine damga vuran önemli karakter oyuncularından biri oldu. Özellikle Muhsin Ertuğrul’un yönettiği yapımlarda sıklıkla yer aldı; “Bir Millet Uyanıyor”, “Aynaroz Kadısı” ve “Akasya Palas” gibi unutulmaz filmlerdeki rolleriyle hafızalara kazındı. Geleneksel tiyatromuza olan bağlılığını, 1933’te “Yeni Karagöz” adıyla filme çektiği Karagöz oyunuyla da gösterdi. Ne yazık ki, sanat dolu kariyeri 1 Nisan 1944’te, zatürre nedeniyle İstanbul’da sona erdi; ancak Türk tiyatro ve sinemasındaki izi hiç silinmedi.

Hâzım Körmükçü, 1898 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Kabataş Lisesi’ndeki eğitiminin ardından memurluk yapsa da sanat aşkı ağır bastı ve ilk adımlarını operet sahnelerinde figüran olarak attı. 1915’te Darülbedayi’ye katılarak profesyonel tiyatro hayatına başladı. Ferah Tiyatrosu, Raşit Rıza Topluluğu ve Milli Sahne gibi topluluklarda deneyim kazandıktan sonra yeniden Darülbedayi’ye döndü. Yeteneği, onu sadece tiyatroda değil, sinemada da öne çıkardı. 1928’de “Ankara Postası” filmiyle beyazperdeye geçiş yapan Körmükçü, Türk sinemasının erken dönemine damga vuran önemli karakter oyuncularından biri oldu. Özellikle Muhsin Ertuğrul’un yönettiği yapımlarda sıklıkla yer aldı; “Bir Millet Uyanıyor”, “Aynaroz Kadısı” ve “Akasya Palas” gibi unutulmaz filmlerdeki rolleriyle hafızalara kazındı. Geleneksel tiyatromuza olan bağlılığını, 1933’te “Yeni Karagöz” adıyla filme çektiği Karagöz oyunuyla da gösterdi. Ne yazık ki, sanat dolu kariyeri 1 Nisan 1944’te, zatürre nedeniyle İstanbul’da sona erdi; ancak Türk tiyatro ve sinemasındaki izi hiç silinmedi.