Paralel Hayatlar, 1955 yılının Santiago kentinde, herkesin tanıdığı bir yazarın işlediği cinayetle başlıyor. Yönetmen Maite Alberdi, bizi o dönemin puslu Şili atmosferine götürürken, aslında bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor. Elisa Zulueta’nın canlandırdığı adli sekreter Mercedes, bu trajik olayın tozlu belgeleri arasında kaybolduğunda, kendi içine kapalı hayatının sınırlarını sorgulamaya başlıyor.
Gerçek bir suç olayından, María Carolina Geel’in hikayesinden esinlenen film, Francisca Lewin’in performansı ile güçleniyor. Dram ve gizemi, insanın kendi kimliğiyle yüzleşmesi üzerinden kuruyor. Açıkçası, cinayetten ziyade bir kadının özgürleşme arzusu merkezde.
Tarihsel detaylar, insanın iç dünyasındaki karmaşayla ustaca harmanlanmış. Şili’nin Oscar adayı olan yapım, dönemin toplumsal kalıplarını sakin bir tempoda masaya yatırıyor. Gerçekçiliği sarsıcı değil, daha çok düşündürücü bir tonda seyrediyor. Yönetmen, izleyiciyi büyük aksiyonlara boğmak yerine, sessizliğin içindeki çatlakları göstermeyi tercih ediyor.