Emekli öğretmen Christopher Jefferies, kiracısı genç bir kadının vahşice öldürülmesiyle sarsılır. Polis soruşturması kısa sürede onu hedef alır ve Jefferies, hiçbir kanıt olmamasına rağmen cinayetle suçlanarak tutuklanır.
Sakin ve düzenli hayatı bir anda paramparça olur; toplum tarafından dışlanır, medyanın acımasız saldırılarına maruz kalır ve masumiyetini kanıtlama mücadelesi verir. Film, Jefferies'in suçsuz olduğunu ısrarla vurgulamasına rağmen sistemin ve kamuoyunun önyargılarıyla nasıl ezildiğini gözler önüne serer.
Polis soruşturmasındaki hatalar, medyanın sansasyonel haberciliği ve toplumun linç kültürü, bir adamın itibarının nasıl çiğnenebileceğini çarpıcı bir şekilde anlatır. Jefferies'in avukatları, gerçek katilin bulunması için yoğun bir çaba harcarken, kendisi de onurunu geri kazanmak için savaşır.
Dava sürecinde ortaya çıkan yeni deliller, polisin yanlış yönlendirmelerini ve Jefferies'in suçsuzluğunu net bir şekilde ortaya koyar. Bu gerçek hikaye, adalet arayışının ve bir insanın çiğnenen onurunu geri kazanma mücadelesinin dokunaklı bir portresini çizer.