Dennis Nilsen, Londra'nın sıradan görünen evlerinden birinde, yalnızlığın ve iç hesaplaşmaların gölgesinde yaşayan bir devlet memurudur. Ancak bu sıradanlığın ardında, bir dizi genç erkeğin hayatını sonlandıran ve bedenlerini saklayan karanlık bir gerçek yatmaktadır.
Onun dünyası, izolasyonun ve kontrol edilemeyen dürtülerin labirentinde şekillenir. Suçlarının ortaya çıkışının ardından, Nilsen hücresinde kaydettiği ses bantlarına sıra dışı itiraflarını döker.
Bu kayıtlar, işlediği cinayetlerin soğuk ve detaylı anlatımlarını, kurbanlarıyla olan karşılaşmalarını ve sonrasında yaşadığı sıra dışı ritüelleri içerir. Kendi sesinden, eylemlerini meşrulaştırmaya çalışan bir zihnin karmaşık iç dünyasına tanık oluruz.
Kayıtlar, sadece suçların bir dökümü değil, aynı zamanda bir itirafın ve belki de bir tür gerekçelendirme çabasının kişisel tarihini oluşturur. Nilsen'in anlatımı, insanlığın karanlık köşelerine, bir katilin bakış açısından yapılan rahatsız edici bir yolculuk sunar.
Bu sesler, gerçekle kurgu, pişmanlıkla kibir arasındaki bulanık çizgiyi sorgulatır.